Turkey - Centre

En son aradıklarınız Temizle

Semih Kaplanoğlu Prizren Seyircisiyle Buluştu

05.09.2013 1418 Okunma Sayısı

60. Berlin Film Festivalinde Altın Ayı ödülü kazanan Yönetmen Semih Kaplanoğlu Prizrenli sinemaseverlerle buluştu.

Türk sinemasının en önemli temsilcilerinden Yönetmen Semih Kaplanoğlu 29 Kasım 2013 tarihinde Dokukino’da ödüllü filmi Bal’ın gösteriminin ardından seyircilerin merak edilen sorularını yanıtladı. Dokufest Sanat Yönetmeni Veton Nurkollari’nin moderatörlüğünde seyircinin karşısına çıkan Kaplanoğlu, Prizren’de bulunmaktan duyduğu memnuniyeti ifade etti.

Yusuf Üçlemesinin ortaya çıkış sürecini anlatan Kaplanoğlu, kendisinin de Yusuf karakteri gibi şair olduğunu ve filmde bir şairin çocukluktan olgunluğa şiirle olan vesilesini anlatmak istediğini söyledi.  “Şair, figür olarak, çok duyarlı bir karakter ve aslında zamanın geçişini aramızdaki en iyi hisseden insan. Şairin meselesi zamanla, sinemanın meselesi de zamanla. Geleceği kurmak için geçmişle ilişkisi oluyor. Ben de Yusuf gibi kendimle ilgili var oluşumla ilgili, yaşadığım hayatla ilgili soruları sormaya kırklı yaşlarımda başladım ve bu soruların cevaplarını da hala arıyorum” diye konuştu.

 

“Sessizlik tefekkürdür”

 

Filmlerinde müzik kullanmayan, adeta sessizliğin sesini yansıtan Kaplanoğlu, seyirciden buna yönelik gelen soruya “Ben sessizliği bir tür tefekkür gibi düşünüyorum, insan düşünmeye, hissetmeye başladığında bunu aslında bir sessizliğin içinde yapıyor. Ne kadar çok ses olsa da etrafında, insan aslında kendi başına kaldığında bütün o sesler kayboluyor. Film doğanın içerisinde geçiyor. Doğanın seslerinde bir ahenk var; müzik sadece insanların yaptığı bir şey değil, doğada da kainatta da bir müzik var” cevabını verdi.

“Sanatın Manevi Bir His Olduğunu Düşünüyorum”

Sinemada gelenekten beslendiğini ifade eden Kaplanoğlu, maneviyatın önemine vurgu yaptı. “Ben maneviyatın önemli olduğunu, sanatın da manevi bir his olduğunu düşünüyorum, o nedenle de bir tür bağlantı var. Tasavvuftaki hal ve sanatın birbirine bağlı olduğunu düşünüyorum. Çünkü sadece tasavvufun ya da dinin ya da mitolojinin birebir hikâyeleri değil, onların bizde bıraktıkları durum, hal demek. Bu halin içerisine sanatla, sinemayla girebilir miyiz’i anlamak benim için önemli bir düşünme biçimi.