Türkiye - Merkez

En son aradıklarınız Temizle

Cumhurbaşkanı Erdoğan: YEE'yi yeni yapıya kavuşturacağız

03.03.2017 690 Okunma Sayısı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Yunus Emre Enstitüsünü bürokrasinin çarkları arasında ezilmesine yol açmayacak, tıpkı Maarif Vakfı gibi özerk bir çerçeve içinde faaliyetlerini yürütecek yeni bir yapıya kavuşturmalıyız, kavuşturacağız." dedi.

Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Lütfi Kırdar Kongre Merkezinde düzenlenen 3. Millî Kültür Şûrası'nda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Özellikle üzerinde durmak istediğim konu Yunus Emre Kültür Merkezlerini -TİKA'nın kalkınma yardımlarında, Maarif Vakfımızın eğitimde yaptığı işi- kültürümüzün, dilimizin, sanatımızın dünyaya tanıtılması konusunda gerçekleştirmek üzere kurduk. İngiltere, Fransa ve Almanya başta olmak üzere dünyada pek çok örneği bulunan bu merkezlerimizi daha canlı ve daha etkin hâle getirmeliyiz. Bunun için Yunus Emre Enstitüsünü bürokrasinin çarkları arasında ezilmesine yol açmayacak, tıpkı Maarif Vakfı gibi özerk bir çerçeve içinde faaliyetlerini yürütecek yeni bir yapıya kavuşturmalıyız, kavuşturacağız." diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Lütfi Kırdar Kongre Merkezinde düzenlenen 3. Millî Kültür Şûrası'ndaki konuşmasında, üç gün sürecek toplantılar sonunda yayınlanacak şûra sonuç raporunun kültür ve sanat politikalarının geleceğine ışık tutmasını, yeni bir kültür hamlesine vesile olmasını temenni ettiğini söyledi.

Şûranın 28 yıl sonra yeniden toplanmasını sağlayan Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı'yı ve ekibini tebrik eden Erdoğan, Türkiye'nin farklı kültürlerle zenginleşerek gelişmiş, insanlık tarihine damga vurmuş bir medeniyetin mirasçısı olduğunu anlattı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ecdadın mimariden musikiye, görsel sanatlardan edebiyata kadar kültürün her alanında çok önemli eserler ortaya koyduğunu anlatarak, "Bu büyük mirasın arkasında muayyen bir varlık tasavvuru ve dünya görüşü yatmaktadır. Buna göre tabiat âlemi bize verilmiş bir emanettir. Tabiatı istimal ederek, yani kullanarak, üreterek ortaya koyduğumuz kültür ve sanat ürünleri de insana ve onun ahlaki kemale ulaşmasına hizmet etmelidir." diye konuştu.

 Toprağı işlemek anlamında kullanılan kültür kelimesini Ziya Gökalp'in Arapça "hars" kelimesiyle karşıladığını dile getiren Erdoğan, kültürün insanın yeryüzünde kendine bir mekân kurmak, bir yurt edinmek için ortaya koyduğu eserlerin tamamını ifade ettiğini, bu manada kültür ve medeniyeti birbirinden ayırmanın mümkün olmadığını vurguladı.

Erdoğan, bir yanda da kültürü "Ecdattan devralınan mirasın bütünüdür." diye tarif edenlerin olduğuna işaret ederek, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Her kültür tasavvuru, aynı zamanda bir medeniyet tasavvurunun da varlığını zorunlu kılar. Kültürümüz üzerinde kafa yorarken, medeniyetimizin inşası ve ihyası için de çaba sarf etmek zorunda olduğumuzu akılda tutmalıyız. Bu büyük mirasa hakkıyla sahip çıkabilmek için daha fazla çalışmak zorundayız. Burada sorumluluk sadece devlette değildir. Toplum olarak, iş dünyası, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler, sanat ve kültür insanları olarak el ele vermeli, özellikle de sahip olduğumuz imkânları iyi değerlendirmeliyiz. Bulunduğumuz durumu ortaya koyması açısından şu örnekleri sizlerle paylaşmak istiyorum. Ülkemizin 2015 yılında en çok ziyaret edilen müzeleri olan Ayasofya'ya 3,5 milyon, Topkapı Sarayı'na 3,2 milyon ve Mevlana Müzesi'ne 2,3 milyon kişi geldi. Buna karşılık sadece Paris'teki Louvre Müzesi aynı yıl 9 milyon kişi tarafından ziyaret edildi. Aynı şekilde UNESCO'nun yaratıcı şehirler ağında 54 ülkeden 116 şehir bulunuyor. Ülkemizden ise sadece 2015'te Gaziantep, gastronomi alanında bu listeye girebildi."

"Gençlerimizi, bir ustanın dizinin dibinde oturtarak sanat ve kültürü öğrenmeye teşvik etmeliyiz"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin kültür harcamalarına bakıldığında, 2014'te 33 milyar liralık meblağın yarısına yakınını, televizyon ve televizyon yayınları kategorisinin oluşturduğunun görüldüğünü vurgulayarak, "Kitap, gazete, dergi harcaması yüzde 13 ile sinema, tiyatro, konser harcaması da yüzde 5,7 ile kültür ekonomisinde yer alıyor. Bu rakamlar düşündürücü olmakla birlikte, esasen geçtiğimiz 14 yılda kültür alanında çok önemli işler de yapıldı." diye konuştu.

"Yunus Emre Enstitüsü yeni bir yapıya kavuşturmalıyız"

Doğrudan bakanlığa bağlı müze sayısının 93'ten 198'e, müze ve ören yeri ziyaretçi sayısının 7,4 milyondan 17,3 milyona çıkarıldığını dile getiren Erdoğan, şöyle devam etti:

"Destek verilen özel tiyatro sayısı 59'dan 216'ya, sinemaya verilen destek miktarı da 6 milyon dolardan 176 milyon dolara yükseldi. Ülkemizdeki sinema seyircisi sayısı 23,5 milyondan 58 milyonun üzerine çıkarken, özellikle yerli filmler 31 milyon seyirciyle tarihimizin en yüksek seyirci potansiyeline ulaştı. Bütün bunlarla beraber özellikle üzerinde durmak istediğim konu, Yunus Emre Kültür Merkezlerini, TİKA'nın kalkınma yardımlarında, Maarif Vakfımızın eğitimde yaptığı işi, kültürümüzün, dilimizin, sanatımızın dünyaya tanıtılması konusunda gerçekleştirilmek üzere kurduk. İngiltere, Fransa ve Almanya başta olmak üzere dünyada pek çok örneği bulunan bu merkezlerimizi daha canlı, etkin hale getirmeliyiz. Bunun için Yunus Emre Enstitüsünü, bürokrasinin çarkları arasında ezilmesine yol açmayacak, tıpkı Maarif Vakfı gibi özerk bir çerçeve içinde faaliyetlerini yürütecek yeni bir yapıya kavuşturmalıyız, kavuşturacağız."

Diğer taraftan yurt dışındaki kültürel varlıkların korunması hususunda da geçilen 14 yılda önemli mesafeler aldıklarını aktaran Erdoğan, TİKA başta olmak üzere, Balkanlar'dan Orta Asya'ya, Kuzey Afrika'dan Kafkasya'ya kadar geniş bir alanda ata yadigârı eserlere sahip çıktıklarını söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu alandaki eserleri onardıklarını, gerekiyorsa yeniden inşa ettiklerini dile getirerek, konuşmasında şunları aktardı:

"Ülkemiz içinde de Dünya Kültür Mirası Listesi'nde yer alan alanlarımızın sayısını 9'dan 16'ya çıkartırken, geçici listedeki alan sayısını da 69'a yükselttik. Bütün bunlar elbette çok önemli, kıymetli hizmetlerdir. Fakat önümüzde yapmamız gereken çok büyük ve hayati işler olduğunun da farkındayız. Öncelikle kültür faaliyetleri adı altında niteliksiz, millî kültürümüze uymayan, kültür hayatımıza katkı sağlamayan etkinlikler konusunda dikkatli olmalıyız. Çağımızın en büyük sorunlarından biri kültürel sığlaşmadır. Hiçbir derinliği ve kalıcılığı olmayan, günlük üretilip, günlük tüketilen işlerle bir kültür ve medeniyet inşa edilemez. Kalıcı ve uzun vadeli işlere yoğunlaşmak zorundayız. Özellikle gençlerimizi, bir ustanın, bir üstadın dizinin dibinde oturtarak gerçek sanat ve kültürü öğrenmeye teşvik etmeliyiz. Benim siyasetteki tecrübem bunu gösteriyor. Kültürün her alanında birikimimizi sahiplenecek, değerlerimizi yaşatacak çalışmaları ön plana çıkarmalı ve desteklemeliyiz. Televizyonun, internetin, özellikle de sosyal medyanın kültürümüzü adeta yiyip bitirmesine göz yumamayız. Tam tersine bu imkânları, kendi kültürümüzü yeni kuşaklara aktarmak konusunda etkin bir şekilde kullanmanın yollarını aramalıyız."

 "Osmancık", "Küçük Ağa" gibi Osmanlı tarihini, Kurtuluş Savaşı yıllarını anlatan dizilerin, bir nesin üzerindeki etkilerini çok iyi hatırladıklarını vurgulayan Erdoğan, "Şimdi de Diriliş Ertuğrul dizisi benzer şekilde ülkemizin içinde ve dışında ilgiyle takip ediliyor. Eğer benim 6-7 yaşındaki torunum, 12-13 yaşındaki torunum sadece normali izlemekle kalmayıp, tekrarını da izlemek suretiyle buna aşina kesbediyorsa demek ki bunu kazanmışız. Öyleyse bundan sonraki süreçte de yatırımlarımızda bunlara çok daha yer vermek durumundayız." değerlendirmesinde bulundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, son yıllarda hat, tezhip ve ebru sanatlarında çok ciddi bir inkişafın yaşandığını, bu sanatların büyük üstatlarının nesiller boyu anılacak eserlere imza attıklarını kaydetti.

"Sanatçılar tekrar keşfedildi"

Âşık Veysel'in, Muharrem Ertaş'ın, Neşet Ertaş'ın eserlerinin 7'den 70'e bütün insanlar tarafından tekrar keşfedildiğini, yeni yorumlarla her gün biraz daha hayat bulduğunu anlatan Erdoğan, "Itri'nin, Dede Efendi'nin, Tamburi Cemil Bey'in ve diğer üstatların ölümsüz eserleri hem icra ediliyor hem yeni eserlere ilham kaynağı oluyor. Demek ki uğraşınca, emek verince, kaynak ayırınca netice alınabiliyor." diye konuştu.

Bu tür örneklerin çoğaltılması gerektiğine işaret eden Erdoğan, diğer hususlarla birlikte medya alanındaki faaliyetlerinin de ölçüsünün, bilmekle anlamak arasındaki farkı ifade eden kültür ve irfan kavramları olması gerektiğini vurguladı.

Erdoğan, "İrfandan yoksun bir kültür, açık konuşayım, hamallıktan başka bir şey değildir. Aynı şekilde ahlaktan yoksun bir kültür anlayışı bizi ancak yozlaşmaya götürür. Oysa sanat ve kültürün amacı, insanı akli ve ahlaki kemale ulaştırmaktır." ifadelerini kullandı.

İyinin, güzelin ve doğrunun peşine koşan bir sanat ve kültür anlayışına her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğunu aktaran Erdoğan, şöyle devam etti:

"Çünkü İstanbul'a Fatih'in gözüyle bakmazsanız sadece taş ve beton yığınlarıyla denizin karışımından ibaret bir şehir görürsünüz. Bursa'yı Orhangazi'nin gözünden, Edirne'yi Sultan Murat'ın zaviyesinden temaşa etmezseniz, bu şiirlerin ve temsil ettikleri medeniyetin sırlarına vakıf olamazsınız. Bir defa göklerde dalgalanan bayrağımıza şehitlerimizin, gazilerimizin nazarıyla bakmazsanız; o renk de o ay da o yıldız da size birer grafik unsuru olmanın ötesinde söz söyleyemez. Hâlbuki Merhum Arif Nihat Asya ne diyor 'Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü/Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü/Işık ışık, dalga dalga bayrağım/Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.' Bayrağımızı işte bu şekilde görmek için millî kültür şuuruna ihtiyacımız bulunuyor. Unutmayınız siyasi iktidar seçimle, oyla, sandıkla olunabilir ama kültür iktidarı için çok daha farklı bir birikime, emeğe, çalışmaya, dirsek çürütmeye, alın teri dökmeye ihtiyacımız var. Kültürel yabancılaşmaya ve kültür emperyalizmine karşı yerli ve millî olan kültür değerlerimizi evrensel dille yeniden keşfetmeli, yeniden inşa etmeliyiz. Bir kültür ürününün formunun yerli ve millî olması, onun manasının ve mesajının evrensel olmasına asla engel değildir."

"Kültürümüz gelişmeyi teşvik eder"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bütün kültürlerin belli bir toplumun, muayyen bir coğrafyanın içinde doğduğunu, büyüdüğünü ve geliştiğini anlatarak, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Onu evrensel yapan, verdiği mesajın derinliği ve enginliğidir. Hazreti Mevlana'nın bugün bütün dünyada okunan bir şair olması, bunun en güzel ispatıdır. Kendi tarihimizde, değerlerimizden beslenen kişi ve kuruluşların da artık kaliteli, mahalli olandan doğup küresele doğru akan bir kültürel üretim yapmaları gerekiyor. Türk kültürü, güzel, iyi, kıymetli olanı bünyesine katmakta sıkıntısı olmayan, bunları mevcutla birleştirip çok daha üst bir noktaya çıkmayı kazanç sayan bir anlayışa sahiptir. Bizim kültürümüz bırakınız gelişmeye mani olmayı, tam tersi gelişmeyi teşvik eder. Bir dönem bilinçli bir şekilde yürütülen, inancımıza ve kültürümüze yönelik aşağılama kampanyalarının amacı, işte bu değerli varlığımızı önce gözlerden uzaklaştırmak, sonra da tarihe gömmektir. Hâlbuki üzerine çamur sıçratıldı diye mücevherin değeri düşmez. Türk kültürü de maruz kaldığı tüm saldırılara ve tahribat çabalarına rağmen hala dünyanın en kadim, en derinlikli, en kıymetli kültürleri arasındaki yerini korumaktadır. Bize düşen, günümüzün ihtiyaçlarıyla yeniden yorumlayarak, kültürümüzü ihya etmek, ayağa kaldırmak, geleceğe taşımaktır. Bunun için teslimiyeti değil, tahkimiyeti esas alan bu yaklaşımla, millî kültürümüzü yaşatma ve geliştirme yolunda üzerimize düşenleri hep birlikte yapmalıyız."

Erdoğan, kültürün sadece kitap, müzik, mimari değil, bütün bunları içine alan bir hayat biçimi olduğunu belirterek, "Selamlaşmamızdan başlayan, oturup kalkışımıza, giydiğimize, yiyip içtiğimize, evimizin düzenine kadar kimliğimizin tüm unsurlarını sahip olduğumuz kültür belirler." dedi.

Dünyanın, son birkaç asırdır tekdüzeleşme yolunda hızla ilerlediğini anlatan Erdoğan, şöyle konuştu:

"Bu durum sadece Türk kültürü değil, diğer tüm kültürler bakımından da büyük bir tehdittir. Aslında bunu biz fırsata dönüştürebiliriz. Bizim kuşağımız, deyimlerden kimi araç gereçlere kadar mahalli kültürümüzün zenginliklerinin önemli bir kısmının son şahitleri, son kullanıcılarıdır. Yeni kuşakların önemli bir bölümü, maalesef bu zenginlikten mahrum kalmıştır, bu gidişle kalacaktır. Eğer bugün İstanbul'un sokaklarında yürüyen bir kişinin kıyafetinden, ayakkabısından, şapkasından, vücut çalımından hangi kültüre mensup olduğunu çıkartamıyorsak, kültürel kuraklığın pençesindeyiz demektir. Bir sofranın başına geçtiğimizde örtüsünden tabaklarına, yemeklerinden sunumuna tüm unsurlarıyla hangi milletin ürünü olduğunu anlayamıyorsak, durum gerçekten vahimdir. Bu tartışmalar dünyanın pek çok yerinde yapılıyor, aynı sancılar oralarda da çekiliyor. Fakat bizim bir farkımız var. Biz hem medeniyet birikimi hem tarihi geçmişi hem de devlet geleneği bakımından çok farklı bir milletiz. Çağ kapatıp, çağ açmış bir ecdadın torunları olarak, kendimize yeni ve büyük bir gelecek inşa etme gücüne, iradesine, imkânına sahibiz. İşte onun için 'Büyük, güçlü Türkiye' diyoruz. Onun için 2023 hedeflerimize ulaşmak istiyoruz. İşte bunun için gençlerimize 2053 ve 2071 vizyonlarını miras bırakıyoruz. Bunun için anayasa değişikliğiyle ülkemizi yeni bir yönetim sistemine kavuşturmanın mücadelesini veriyoruz. Her konuda siyasetimizin, hareket noktamızın merkezine yerli ve millî olanı yerleştirmemizin sebebi de işte budur."

"Millî kültürümüze sahip çıkmalıyız"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şûranın, 2023 vizyonu çerçevesinde yeni kültür hedefleri belirlemek açısından önem taşıdığını dile getirerek, katılımcılardan rica ve beklentisini, "Bize, 2023 vizyonumuza uygun, derinliği ve gelecek vizyonu olan, uygulanabilir bir yol haritası hazırlayın. Bunu çok iyi çalışın. Biz de bunu hem çalışalım hem uygulama alanına koyalım. Burada ortaya konulacak her makul ve uygulanabilir önerinin bizzat takipçisi olacağımı, bununla ilgili bir heyeti de oluşturacağımı özellikle açıklamak istiyorum." şeklinde açıkladı.

Medeniyetten kopmanın, her şeyin kaybedilmesi anlamına geldiğini belirten Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Kültürümüzü kaybedersek yok oluruz. Kimliğimizi, kişiliğimizi, özgünlüğümüzü terk edersek yığınların içinde kaybolup gideriz. Onun için her fırsatta 'Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet.' diyoruz. Bu ilkeler istiklalimizin ve istikbalimizi emniyet kilididir. Geleceğimize güvenle bakabilmek, dağılıp parçalanmamak, bizi bölmek, bölüştürmek isteyenlerin karşısında çok daha diri olabilmek için, bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız. Bu amaca yönelmek için millî kültürümüze sahip çıkmalıyız. Rahmetli Cemil Meriç üstadın deyimiyle fırtınaya tutulduğumuzda sığınacağımız yegâne liman olan kitaplarımıza, kültürümüze, medeniyetimize sahip çıkmalıyız. Kültürümüzden uzaklaştıkça kendimize yabancılaşacağımızı, kendimize yabancılaştıkça da güçlü olanların boyunduruğuna biraz daha gireceğimizi biliyoruz. Akif'in ifade ettiği gibi, 'Doğduğumdan beridir aşığım istiklale/Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lale/Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum/Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boynum.' Yeni nesilleri işte bu şuurla yetiştirmek mecburiyetindeyiz, zira bu, Asım'ın neslidir."

Erdoğan, sık sık eğitimdeki ve kültürdeki eksiklere dikkati çektiğini anımsatarak, yeni dönemde bu alanlara yoğunlaşmak gerektiğini ifade etti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, şûranın düzenlenmesinde emeği geçenlere teşekkür ederek, çalışmalara katkı vereceklere şükranlarını sundu.

3. Millî Kültür Şûrası'nın açılışına Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı, İstanbul Valisi Vasip Şahin, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mehdi Eker'in yanı sıra çok sayıda sanatçı, akademisyen, yazar ve siyasetçi katıldı.

Avcı, konuşmasının ardından Erdoğan'a bir tablo hediye etti.