Türkiye - Merkez

En son aradıklarınız Temizle

Prof. Dr. Ortaylı: Yunus Emre Enstitüleri fevkalade verimli oldu

18.06.2017 823 Okunma Sayısı

Yunus Emre Vakfı Danışma Kurulu Üyesi Prof. Dr. İlber Ortaylı, Hürriyet’te kaleme aldığı yazısında Yunus Emre Enstitülerinin yurt dışındaki kültürel ve Türkçe öğretimi ile ilgili faaliyetlerinin önemine vurgu yaptı.

İşte Prof. Dr. Ortaylı’nın o yazısı…

“10’uncu yılını tamamlayan Yunus Emre Enstitüsü konferanslar, bilhassa Türkçe dil kursları açısından fevkalade verimli oldu. Bu enstitülerin Türkiye’nin dışarıdaki kültürel faaliyetleri ve Türkçe eğitimi açısından önemli katkısı var. 

Yunus Emre Enstitüsü, 2007’de kuruldu. O vakit Topkapı Sarayı Müzesi’ndeydim. Kültür Bakanı okuldan beri arkadaşım olan Atilla Koç’tu. Uzun yılların içerisindeki görüşmelerimiz ve tartışmalarımızda, İspanyolların Cervantes, Rusların Puşkin, İtalyanların Dante Alighieri ve Almanların Goethe gibi enstitülerinin gerekli olduğu konuşulurdu. Bunlardan İtalyan ve Alman enstitüleri Ankara’da çok itibar görüyordu.
Atilla Koç zamanında müsteşar olan Prof. Mustafa İsen, ‘Yunus Emre’ ismini kendisinin bulduğunu söylemiş; olabilir. Her halükârda uygun isimdir. Türkiye’de aydınların tarihe ve edebiyata mal olmuş büyük adamları bile kendine göre bölüp sahiplenmek gibi kötü bir huyu varken Yunus Emre konusunda herkes birleşir.

HER ENSTİTÜDE O ÜLKENİN AYDINI VAR

Ama Türk dilinin bu dâhisinin hayatı ve eserleri üzerinde yapılan araştırmalar ise en azından elli yıldır durgun bir safhadadır. Havanda su döverek Yunus Emrecilik yapıyoruz. Enstitünün kuruluş statüsü ve gelir kaynakları üzerinde tartışacak değilim. Şu ana kadar vakıf başkanı TC Dışişleri Bakanı’dır. Toplantılarda onun yerine gelen bir büyükelçi yer alır. Kültür Bakanı vakıf başkanı olarak onun yerini alınca da daha farklı bir şey beklenemez; mühim de değildir.

Bugünkü Yunus Emre Enstitüleri’nin bana göre Türkiye’nin dış temsilcilikleri ve kültürel faaliyetleri açısından önemli ve olumlu bir farkı var; yurtdışındaki başkentlerde ve büyükşehirlerde kurulan enstitülerin başına geçirilen müdürlerin o bölgede doğan veya hiç değilse eğitim hayatını orada geçiren Türk çocukları olmasına dikkat edildi. Örneğin Almanya ve Avusturya Viyana’daki Yunus Emre Enstitüleri’nin başına o ülkelerde büyüyüp eğitim görmüş Almancası mükemmel kişiler yerleştirildi. Arap ülkelerindeki enstitülerdeyse yine oralarda uzun süre eğitim görmüş veya Arapçası mükemmel Kerküklü Türk aydınlar var. Varşova’da da mesela öyledir.

Dili bilmek ve orada yaşamak, müdürlere ve yakın çalışma arkadaşlarına, mahalli şartlara nüfuz etmek, o ülkenin aydınlarıyla temasa geçmek; karşılıklı kültürel faaliyetlerde bulunmak için büyük imkân ve kolaylık sağlıyor. Şurası çok açık: Merkez bürokrasinin memurları için ‘sine cura’ denen baş ağrısız rahat çalışma ve dışarıda yaşama imkânı bu memurlar için söz konusu değil. Onlar zaten oradalar ve birinci gruba göre yerli halkı ve kurumları daha iyi tanıyorlar.

ENSTİTÜLERE İHTİYAÇ DUYULUYOR

Nitekim 10’uncu yılını tamamlayan Yunus Emre Enstitüsü konferanslar, bilhassa Türkçe dil kursları açısından fevkalade verimli oldu. Ders kitaplarını kendileri hazırlıyorlar. Bunların yerini Türkiye’de hiçbir kurum alamaz. Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı’nın alışılmış dış temsilcilikleri, şurası açık bir gerçek ki, her zaman bunların gerisinde kalır. Yönetimde hangi yapı değişikliği düşünülürse düşünülsün, Yunus Emre Enstitüleri’nin kültürel faaliyetler ve Türkçe dil eğitimi için sahip oldukları bu özgün form korunmalıdır.

Almanca konuşulan ülkelerdeki en büyük sorun, gençlerin Türkçesinin sadece birkaç yüz kelimelik günlük konuşmayla sınırlı olmasıdır. Tarih, coğrafya, felsefe konusundaki ciddi konuşmaları Türkçede anlamaları mümkün değil. Buna karşılık orada yaşayıp çalıştıkları halde Alman dili ve kültürüyle yoğun ilgi kuramadığı için bu dili öğrenemeyenlerin buralardaki Türkçe konferanslara çok muhtaç oldukları ve onları sevdikleri de açık. Türk dilini ve kültürünü talep eden geniş bir hinterland (art ülke) var. Başarılı olan bir kurumun yerine yenisini kurarken daha ölçülü olmak gerekir.”