Kültürlerarası Diyalogda Yeni Bir Sayfa Açıldı

Yunus Emre Enstitüsü tarafından yürütülen ve Avrupa Birliği (AB) ile Türkiye Cumhuriyeti tarafından ortak finanse edilen AB-Türkiye Kültürlerarası Diyalog Programı tamamlandı. Programın 15 Aralık Salı günü düzenlenen kapanış töreninde, 12 ülke ve 41 şehirde hayata geçirilen projeler ve etkinlikleri gündeme taşındı. Etkinlikte programın kazanımları masaya yatırılırken, katılımcılar için çizdiği ufuk da ele alındı. 

Avrupa ve Türkiye arasında güçlü bir diyalog kurulması amacıyla Ocak 2019’de yola çıkan AB-Türkiye Kültürlerarası Diyalog (KAD) Programı tamamlandı. Program kapsamında sağlanan mali destek ile dört büyük proje ve bu projeler kapsamında düzenlenen yüzlerce etkinlik gerçekleştirildi. AB ülkeleri ile Türkiye arasında kültürlerarası diyalog konusunda somut adımlar atılmasını sağlayan program, Türkiye’nin yurtdışında tanıtılması ve farklı toplumlarla kültürel diyaloğun güçlenmesi için 50 ülkedeki 60 kültür merkezinde 10 yıldır faaliyetleri sürdüren Yunus Emre Enstitüsü (YEE) liderliğinde yürütüldü.

15 Aralık Salı günü salgın nedeniyle dijital platformda gerçekleştirilen kapanış toplantısı, Yunus Emre Enstitüsü Strateji Geliştirme ve Kurumsal İletişim Müdürü Bülent Üçpunar’ın selamlama konuşmasıyla başladı. Üçpunar, kültürlerarası diyaloğun YEE çalışmalarında önemli bir yere sahip olduğuna ve bu programı yürütürken yeni ortaklıklar ve iş birlikleri geliştirdiklerini dile getirdi. Bülent Üçpunar, “Yunus Emre Enstitüsünün gerçekleştirdiği faaliyetlerin özünü misyon beyanımızda ifade ettiğimiz üzere Türkiye’ye dost, Türkiye ile bağ kuran insan sayısını artırmak oluşturmaktadır. Diğer bir değişle Enstitü görev alanları itibariyle Türkiye ile diğer ülkeler arasındaki kültürel alışverişi ve kültürlerarası diyaloğu artırmayı hedeflemektedir.” diye konuştu.

ÜÇPUNAR: KÜLTÜRERARASI DİYALOG HAYATIN DOĞAL BİR SÜRECİ

Yunus Emre Enstitüsü Strateji Geliştirme ve Kurumsal İletişim Müdürü Bülent Üçpunar

Kültürlerarası diyaloğun zaten hayatın birçok veçhesinde kendiliğinden var olan çok güçlü doğal bir sürece atıfta bulunduğunu vurgulan Üçpunar konuşmasına şöyle devam etti: “Türkiye ve herhangi bir ülke arasındaki kültürel etkileşimlerin şimdisini ve geçmişini çıkarmaya kalksak belki 10 yıllar süren bir işe kalkışmış olacağız. Mutfaktan müziğe, edebiyattan mimariye hayatın hemen her alanında doğal olarak devam eden bir iletişim var. Sadece kahve ve konut inşası kültürü etrafındaki etkileşime dahi baktığımızda ne kadar muazzam doğal bir süreçten bahsettiğimizi çok rahat görebiliriz. Bu alışveriş, bizim gibi kurumsal yapıların etrafında sık sık tartışıldığı üzere, ittifak, diyalog, çatışma, uyum veya entegrasyon gibi üst yapılar üzerinden değil hayatın doğal bir süreci veya zorunluluğu olarak gerçekleşiyor.”

 

KENDİMİZİ ANLATMAK VE DOĞRU ANLAMAK

Yunus Emre Enstitüsü Strateji Geliştirme ve Kurumsal İletişim Müdürü Bülent Üçpunar: Kültürlerarası diyaloğun kendimizi anlatmanın ve karşımızdakini doğru anlamanın bir aracı olarak görüyoruz.

Enstitünün ismini aldığı ünlü Halk Ozanı Yunus Emre’nin “Bir ben vardır benden içeri” deyişini hatırlatan Üçpunar, “Bu benler kendiliklerinden tanımsız ve sınırsız bir birliktelik, bir alışveriş ve bir etkileşim içindeler.  Yunus Emre, kültürel diplomasiyi ve kültürel ilişkileri veya bizi bugün bir araya getiren programımızın adıyla ‘Kültürlerarası Diyaloğu’ bu bakış açısıyla ele alıyor ve pratiğini bu düşünce doğrultusunda şekillendirmeye çalışıyor. Buradan hareketle kültürlerarası diyaloğun kendimizi anlatmanın ve karşımızdakini doğru anlamanın bir aracı olarak görüyoruz.” dedi.

YUNUS EMRE’NİN “GELİN TANIŞ OLALIM” SÖZÜ ÇARELERİ FİLİZLENDİRİYOR

“Yunus Emre’nin ‘Gelin tanış olalım’ sözünün sağladığı bakış açısıyla gerçekleştirilecek çalışmaların insanoğlunun bugüne kadar ürettiği zengin kültürel mirasın ve bugünkü kültürel üretimlerinin dünyamızı pençesine almaya çalışan yabancı düşmanlığı, iklim değişikliği, tüketim çılgınlığı ve yalnızlık gibi birçok küresel soruna çare olarak çok önemli imkanlar barındırdığını düşünüyoruz.”

Yunus Emre’nin “Gelin tanış olalım” sözünü anımsatan Üçpunar, “Bu bakış açısıyla gerçekleştirilecek çalışmaların insanoğlunun bugüne kadar ürettiği zengin kültürel mirasın ve bugünkü kültürel üretimlerinin dünyamızı pençesine almaya çalışan yabancı düşmanlığı, iklim değişikliği, tüketim çılgınlığı ve yalnızlık gibi birçok küresel soruna çare olarak çok önemli imkânlar barındırdığını düşünüyoruz.” dedi

AB-Türkiye KAD Programının başarılı bir şekilde nihayete ermesinden dolayı duyduğu mutluluğu ifade eden Üçpunar, programın konsept, çağrı, başarı, uygulama ve raporlama sürecinde destek olan Dışişleri Bakanlığı Avrupa Birliği Başkanlığı olmak üzere Merkezi Finans İhale Birimi, Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu, EUNIC Global, Avrupa Birliği’nin Türkiye’deki kültür enstitüleri ve EUNIC kümelerine teşekkür etti.

LANDRUT: KARŞILIKLI ÖĞRENME VE KARŞILIKLI ÜRETİMİ TEŞVİK ETTİ

Avrupa Birliği’nin Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Nikolaus Meyer Landrut: Program, mobilite, karşılıklı öğrenme ve karşılıklı üretimi teşvik etti.

Programın ana fon sağlayıcısı Avrupa Birliği’nin Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Nikolaus Meyer Landrut da açılış konuşmasında kültürlerarası diyaloğun Avrupa Birliği ve Türkiye ilişkilerindeki yerine ve önemine değindi. Programın tasarlanmasında kilit bir role sahip olan ve Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkilerini yürüten Landrut, AB-Türkiye Kültürlerarası Diyalog Programının aynı Avrupalı topluluğa ait olma duygusunu pekiştirdiğini belirtti.

Avrupa Birliği’nin Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Nikolaus Meyer Landrut

Büyükelçi Landrut, pandemiye rağmen program kapsamında birçok etkinlik düzenlendiğini ve 8 farklı dilde 7 milyondan fazla Avrupalıya televizyon, radyo ve sosyal medyadan ulaşıldığını kaydetti. Programın mobilite, karşılıklı öğrenme ve karşılıklı üretimi teşvik ettiğini belirten Landrut, yaratıcı endüstrinin bu şekilde geliştiğini ve tüm bunların ülkelerin ekonomik gelişimine hizmet ettiğini söyledi. Programın ağların kurulmasını teşvik ederek kültürel değişim imkanı doğurduğunu ifade eden Landrut, kültür ve sanatın köprü kurma işlevinin önemini dile getirdi. 

Landrut, bu programın Yunus Emre Enstitüsünün kültürlerarası diyaloğu kolaylaştırıcı yönünü güçlendirdiğinin altını çizdi. Landrut ayrıca kültürlerarası diyaloğun AB’ndeki iş birliğinin pozitif yönlerine hizmet ettiğini vurguladı.  

“KÜLTÜREL ANLAMDA FARKLIYIZ AMA BİR O KADAR DA YAKINIZ”

Dışişleri Bakanlığı, AB Genel Müdürlüğünden Mali İş Birliği ve Proje Uygulama Genel Müdürü Bülent Özcan

Dışişleri Bakanlığı, AB Genel Müdürlüğünden Mali İş Birliği ve Proje Uygulama Genel Müdürü Bülent Özcan da Türkiye ve Avrupa toplumlarını birbirine yaklaştıran diyalog ve kültürel ilişkileri değerlendirdi. Bülent Özcan, projeyi yakından takip ettiklerini söyleyerek şöyle konuştu: 

“Türkiye’deki sivil toplum örgütlerinin Yunus Emre Enstitüsü çatısı altında Avrupa Birliği üyesi ülkelerden ortaklarıyla, Fransa, Almanya, Hollanda, Macaristan ve farklı Avrupa ülkelerinden katılımcılarla beraber ne kadar muazzam işler yaptıklarını gördük. Kültürel anlamda farklılıklarımızın olduğunu ama bir o kadar da birbirimize yakın olduğumuzu hissettik. Bir açıdan baktığımız zaman da siyasetin kavgalı ve puslu havası değil, kültürün zevki, eğlencesi, aynı zamanda da sıcaklığını hep beraber projelerde hissettik.” 

“KAD PROGRAMI ZENGİN BİR MİRAS OLDU”

YEE Strateji Geliştirme ve Kurumsal İletişim Müdürü Müdür Bülent Üçpunar (solda) ve Teknik Destek Ekibi (TAT) lideri Simon Forrester

Yunus Emre Enstitüsü Strateji Geliştirme ve Kurumsal İletişim Müdürü Müdür Bülent Üçpunar ve Teknik Destek Ekibi (TAT) lideri Simon Forrester, programın değerlendirmesini yaptıkları bölümde önemli bilgiler paylaştı. Bülent Üçpunar, pandemi dönemi ile birlikte KAD programı için yapılan online eğitim programında KAD programı için özel bir platform oluşturulduğunu ve online eğitim sayesinde KAD eğitim programına daha çok katılım sağlandığının altını çizdi.   

KAD KAPSAMINDAKİ DÖRT ÖNEMLİ PROJE 

Kültürlerarası Diyalog Programı kapsamında dört önemli projeye hibe desteği sağlandı ve bu projeler ile Türkiye ve Avrupa’nın farklı noktalarında yüzlerce insan kültürel faaliyetlerin etrafında bir araya geldi.

Birleşik Krallıkların yurt dışında kültürel faaliyetlerini yürüten British Council, Türkiye’den Abdullah Gül Üniversitesi ve ATÖLYE, Sırbistan’dan Nova Iskra ve Yunanistan’dan BIOS ortaklığıyla 18 ay süren bir proje yürüttü. Connect for Creativity (Yaratıcılık için Bağlanmak) Projesi empati, etkileşim ve iş birliği mottosuyla Avrupa’da yaratıcı platformlar arasında bir ağ kurmak için yola çıktı. Proje, yaratıcılık konferansları, yaratıcılık merkezlerine yönelik bir araştırma, sanat ve teknoloji alanında bir sanatçı değişim programı ile sergilere ev sahipliği yaptı.

15 soruda Connect for Creativity Projesi ile Connect for Creativity Projesi neler yaptı? başlıklı videolar ile proje hakkında daha fazla bilgi edinilebiliyor. 

MACAR KÜLTÜR MERKEZİNDEN SES GETİREN PROJELER

Macaristan Başkonsolosluğu Kültür Ataşesi ve Macar Kültür Merkezi
Müdür Yardımcısı Balázs Szőllőssy 

Avrupa Birliği ve Türkiye arasındaki kültürel diyaloğa güç katan bir diğer projeyi de Macar Kültür Merkezi, ortakları Kalem Kültür Derneği ve Türkiye Avrupa Vakfı ile birlikte hayata geçirdi. Birlikteki Çeşitlilik diyerek yola çıkan Proje, sokak gösterilerinden uluslararası edebiyat festivallerine, Tuna Nehrine yazılan öykülerden sanat atölyelerine birçok renkli etkinliğe ev sahipliği yaptı. Tuna Nehri boyunca yaşayan kültürleri bir araya getiren Birlikteki Çeşitlilik Projesi Amin Maalouf gibi ünlü yazarları da edebiyat festivallerinde Türkiye’de izleyicilerle buluşturdu. 

Macar Kültür Merkezinin Birlikteki Çeşitlilik projesiyle ilgili çekilen 15 soruda Birlikteki Çeşitlilik Projesi ile Birlikteki Çeşitlilik Projesi neler yaptı? başlıklı videolar proje hakkında birçok ayrıntı içeriyor. 

KÜLTÜRLERARASI DİYALOGDA SANATIN GÜCÜ

Kültürlerarası Diyalog Programının desteklediği ve odağında sanatçı değişimi yer alan bir diğer proje de Türkiye’deki Fransız Kültür Enstitüsü ile IKSV, Hollanda Büyükelçiliği ve Goethe Enstitüsü ortaklığında yürütülen Be Mobile Create Together Projesi idi. Türkiye ve Avrupa’da gerçekleşen sanatçı değişim programları farklı ülkelerden 30 sanatçıyı ağırladı. Sanatçılar arasındaki etkileşim, yaratıcılık ve dayanışma ile kültürlerarası diyaloğa açılan yeni köprüler kuruldu.

Be Mobile Create Together Projesi hakkında hazırlanan 15 soruda Be Mobile Create Together Projesi  ile Be Mobile Create Together Projesi neler yaptı? başlıklı videolar projeyle ilgili birçok bilgiyi paylaşıyor.

ANADOLU’DAN AVRUPA’YA UZANAN NEOLİTİK KÖPRÜ

Desteklenen bir diğer proje ise Taşlar Yerinden Oynuyor oldu ve Anadolu’dan Avrupa’ya uzanan kültürlerarası diyaloğun kökenlerine doğru bir yolculuk yapıldı. Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü, İMEÇE Derneği ve BABİL Derneği ile birlikte Anadolu’nun Neolitik Dönem mirasını kayıt altına alarak bir belgesele taşıdı. Ören yerleri, müzeler ve laboratuvarlarda 46 bilim insanı, arkeolog ve yerel halkın katılımıyla Anadolu’nun Kadim Hikayesi adlı bir belgeseli dünya tarihine kazandırdı.

Taşlar Yerinden Oynuyor Projesi hakkında çekilen 15 soruda Taşlar Yerinden Oynuyor Projesi  

İle Taşlar Yerinden Oynuyor Projesi neler yaptı?  başlıklı videolar projeyle ilgili birçok bilgi içeriyor. 

ÇOK KÜLTÜRLÜ YAPIDA DİYALOĞUN ÖNEMİ

UNESCO Türkiye Milli Komitesi Başkanı Prof. Dr. Öcal Oğuz

AB-Türkiye Kültürlerarası Diyalog Programı Kapanış Etkinliği, kültürel etkileşim ve diyaloğun farklı açılardan ele alındığı bir panel toplantısına da ev sahipliği yaptı. Panelde UNESCO Türkiye Milli Komitesi Başkanı Prof. Dr. Öcal Oğuz çok kültürlü bir yapıda diyaloğun önemi üzerine paylaşımlarda bulundu.

İki Dünya Savaşından sonra UNESCO’nun ana sözleşmesinde de hükme bağlanmış “barışı zihinlerde inşa etmek” hususunun yer aldığını belirten Öcalan şöyle konuştu: “Yorum şu: Savaş önce zihinlerde oluşuyor, onun peşinden eyleme geçiliyor. Önce zihinlerde barışı inşa etmek lazım. Öncelikle ne yapmak lazım? UNESCO biliyorsunuz Birleşmiş Milletler'in eğitim, bilim ve kültür kurumudur. Eğitim çok önemli bir kurumdur diye düşünüyor o dönemin devlet yöneticileri ve aydınları ve tezleri şöyle kurguluyorlar: Eğer biz dünyada eğitimli insanların sayısını artırırsak savaşma güdüsünü tetikleyen duyguları da azaltırız. Dolaysıyla bizim de genel olarak kültürümüzde gençlikle özdeşleştirilen "cahil", Neşet Ertaş’ın 'Cahildim dünyanın rengine kandım’ sözünde olduğu gibi cahil, gençlik az okuduğu için, delikanlı olduğu için öyle nitelendiriliyor. Dolaysıyla okur yazar olmayanlar da hayat boyunca toy kalırlar diye düşünüyor ve bu düşünce ekseninde karşımızda eğitimi çıkarıyor. UNESCO’da ilk temel slogan “Herkes için eğitim.” 

UNESCO SÜRDÜRÜLEBİLİR BARIŞ İÇİN KÜLTÜRLERARASI DİYALOĞA ODAKLANIYOR

Zaman içerisinde herkesin eğitimli olmasının savaşı engellemediği sonucunda varıldığını belirten Oğuz, sürdürülebilir barış için Birleşmiş Milletler'in sadece “hepimiz için eğitim” değil “nitelikli eğitim” kavramına yöneldiğini ifade etti. UNESCO’nun ikinci temel olarak bilimi güçlendirmek istediğini ve bu sayede bir refah toplumu oluşturmayı hedeflediğini anlatan Oğuz, “Refah toplumları yaratırsak bu toplumlarda çatışma daha aza iner. Atalarımızın da söylediği gibi ‘Varlık barıştır, yokluk dövüştürür’ sözünü aslında UNESCO bilim ve refah üzerinden bir nevi anlatmış oluyor.” dedi. UNESCO’nun insanı insanla temas etmesi ve birbirini anlaması için üçüncü bir alan olarak sosyal bilimlere odaklandığını ve dördüncü alan olarak kültüre eğildiğini belirten Oğuz konuşmasına şöyle devam etti: “Aslında çatışmaların temelinde kültürlerarası farklar, önyargılar, çatışmalı birtakım noktalar barışı tehdit ediyor düşüncesi hakim oldu. Burada tabi kültürün kendisi değil de kültürü taşıyan taşıyıcıların yorumları diye de özetleyebiliriz konuyu. O zaman kültür üzerinde biraz çalışmamız lazım diye düşündük. Nasıl çalışmalıyız? Bu hem derine doğru giderek kültürü çalışmalı hem de yüzeydeki kültürü çalışmalı. Ne işimize yarayacak bunlar dediğimizde. UNESCO hem refahın ihyası için oluşması için kültürün inovatif, yararlanıcı, yaratıcı tasarlayıcı yönünü görelim, esinlenelim oradan dedi, bir yandan da önyargılarımızı azaltması için kültürden yararlanalım dedi. Yani hoşgörelim kültürleri ve o kültürlerin temsilcilerini. Dolaysıyla bütün bu düşüncelerin üstüne bir beşinciyi ekledi. Biz sağlıklı iletişimleri kurarsak yeryüzünde bu sağlıklı iletişimler sayesinde barışı sürdürülebilir kılarız diye düşündü. Dolaysıyla UNESCO’nun 5 temeli diye nitelendirebileceğimiz eğitim, müspet bilimler, sosyal bilimler, kültür ve iletişim denilen alanların çıkmak istediği nihai nokta barışı sürdürülebilir kılmak. Barışı sürdürülebilir kılmanın en önemli aktörlerinden birini de tabi ki toplumların birbirine yakınlaşması metaforunun da sembolü olan kültürlerarası diyalog ile ifade etti. 

British Council Doğu ve Güney Asya Bölge Direktörü Simon Williams 

British Council Doğu ve Güney Asya Bölge Direktörü Simon Williams, görev yaptığı organizasyonun kültürlerarası diyalog konusundaki yaklaşımı hakkında konuştu. British Council’in yaptığı faaliyetlerin dostluk, güven ve iş birliğinin devamı yönünde İngiltere’nin yumuşak gücünü artırmaya yönelik olduğunu belirten Williams, son 30 yılda kültürel enstitülerin bazı çelişkiler içinde kaldığın ifade etti. Williams bu çelişkilerden bir tanesinin “yumuşak güç” kavramı olduğunu çünkü yumuşak gücün kültürlerarası ilişkilerden daha büyük bir kavram olduğunu söyledi. 10 AB üyesi ülke ile yaptıkları ancak henüz yayımlanmayan bir araştırmadan bahseden Williams çalışmada ülkelerin kültürel ilişkileri nasıl idame ettiklerini araştırdıklarını kaydetti. Williams araştırmada, AB dahilinde destekledikleri kültürel enstitülerin yer aldığını söyledi. Williams araştırmada yumuşak gücün amacının milli çıkar için nüfuz sağlamak olduğunu ancak kültürlerarası diyaloğun esas hedefinin iş birlikleri için gerekli şartları oluşturmak sonucunun çıktığını belirtti. Williams Kültürel enstitülerin bazen yumuşak güce mi yoksa kültürel ilişkilere mi angaje olmak konusunda çelişkide kaldıklarını ifade etti. Williams araştırma dahilinde konuştukları kültürel enstitülerin, yumuşak gücü ve kültürel ilişkileri sağlamakta başarılı ülkelerin “tüm ortaklıklar ve bakanlıklar arasında milli seviyede etkili koordinasyon kurmak, sivil topluma dahil olmak, yapılan işle uyumlu stratejik iletişim kurmak, spesifik konstekstlere odaklanmak, yaklaşım oluşturmak, yenilikçilik, etkili kültürel ilişkiler için önerileri, paylaşılmış düşünceleri uygulamak” gibi basamakları gerçekleştirdiklerini söylediğini aktardı.

Simon Williams geçtiğimiz 20-30 yılda kültürel ilişkilere yönelik yaklaşımlar ve aktörlere ilişkin deneyimlerini paylaştı. British Council’in faaliyetlerinden bahseden Williams kültür ve sanatın imkânlarını kullandıklarını ve ayrıca sadece sanatta iş birliği değil yaratıcı ekonomide kapasite inşasına oldukça önem verdiklerini belirtti. EUNIC’e dahil olduklarını belirten Williams Kültürlerarası Diyalog Programı gibi AB’nin programlarına destek verdiklerini dile getirdi.

SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI KÜLTÜRLERARASI DİYALOĞUN UNSURU OLMALI

Baksı Müzesi Kurucusu Prof. Dr. Hüsamettin Koçan

Panelde Baksı Müzesi Kurucusu Prof. Dr. Hüsamettin Koçan da geleneksel ve çağdaş sanatı bir araya getiren müzelerin diyaloğa katkısına değindi. Kültürlerarası diyalog için çeşitlilik ve deneyim farklılığının önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Koçan, tıpkı Edward Said gibi çağımızın her şeyin hareket halinde olduğu bir dönem olduğunu düşündüğünü söyledi. İnsanların bu şekilde kendi hikayelerinden uzaklaştığını ve asında kendisini kaybettiğini belirten Prof. Dr. Koçan, kültürlerarası diyalog kadar kuşaklar arası diyaloğun da önemli olduğunu ifade etti. “Ben hayatımda bu diyaloğu bizatihi yaşamış birisi Baksı Müzesini kurdum.” diyen Prof. Dr. Koçan doğduğu yerin çok küçük ve tarihi birikimleri zengin bir bölge olduğunu ancak en büyük sorunlarından birinin göç vermesi olduğunu söyledi. Bayburt’un Baksı köyünde doğan Prof. Dr. Koçan, “Ben de o göç hikayesini yaşamış bir gurbetçinin oğluyum. O nedenle de kapalı toplum kültüründen, yeni teknolojinin ve Türkiye’deki cumhuriyetin nimetlerinden dolayı, babamız bizi okutacak diye İstanbul’a gönderdi. Okuduk, eğitim aldık ve burada kendimizi sürdürmeye çalıştık. En sonunda da şu soruyla karşılaştık: ‘Peki benim hikayem ne olacak? 90’lı yıllarda IKSV İtalyanlarla birlikte bir toplantı yapmıştı “kültürlerarası diyalog” diye. Ben şöyle bir cümle kurmuştum: ‘Ben hayallerimin peşinden İstanbul’a geldim. Şimdi hayallerimin peşinden doğduğum yere gideceğim.’ Çünkü doğduğum yerle aramdaki ilişkiler çok koptu. Onu unuttum. Sadece hafızamda küçük nüanslar var diye düşündüm. O nedenle de geri gitmek istedim ve hikâyemi yeniden öğrenmek istedim.” dedi.

Baksı Müzesinin bu hayalle başladığını belirten Koçan, “Baksı Müzesi Avrupa Konseyi tarafından 2014’te Avrupa’nın en iyi müzesi seçilmesi, benim Türkiye’de çok çeşitli ödüller alıyor olmam, tamamen bu geri dönüş hikâyesinin kendime ve bu çağa karşı olan itirafıdır. Bu değişim sürecinde çelişkiler ve dönüşümler yaşıyoruz. O nedenle kültürlerarası diyaloğu insanlar arası diyalog olarak anlamamız lazım” dedi. Daha derinlemesine bir eğitim gerektiğini ve bu sayede ötekileştirmek yerine farklılıkları seven insan unsurunun yaşamda yer alacağını vurgulayan Prof. Dr. Koçan, “Öteki olarak tanımladığımız öznenin biricikliğine inanmamız gerekiyor. Bunu başardığımız andan itibaren kültürlerarası diyalog sağlanabilir. dedi.

Kapanış Toplantısı, desteklenen projelerden biri olan Taşlar Yerinden Oynuyor Projesi, Anadolu’nun Kadim Hikâyeleri belgeselinin canlı gösterimiyle son buldu. 

Belgesel tanıtım videosuna buradan ulaşabilirsiniz.

Diğer Etkinlikler

Yunus Emre Enstitüsü tarafından Türkiye ve AB’den sağlanan ortak fonla yürütülen AB-Türkiye Kültürlerarası Diyalog (KAD...

AB-Türkiye Kültürlerarası Diyalog Programı Dijital Eğitim Kursundan 45 Yunus Emre Enstitüsü çalışanı mezun oldu....

Yunus Emre Enstitüsünün yürüttüğü ve Türkiye ve AB’nin finanse ettiği Türkiye Kültürlerarası Diyalog Programı (KAD...

Avrupa Birliği ve Türkiye’nin ile birlikte düzenlediği Kültürlerarası Diyalog Projesi kapsamındaki iki ayrı kaynağa...