Covidoscope ile Pandemi Çiçek Açıyor

15/06/2020

Yunus Emre Enstitüsü, “Yeniden Düşünmek ve Yeniden Yorumlamak” isimli program kapsamında bilim, fikir ve sanat dünyasından isimlerin katılımıyla "Pandemi Döneminde Sanat ve Covidoscope Projesi" konulu bir söyleşi gerçekleştirdi. Söyleşide konuşan Psikiyatrist Kemal Sayar, “Şu anda ruhlarımızı yıkamamız gereken bir dönemdeyiz. Çünkü türlü vesveselerle, korku ve kaygılarla dolmuş durumdayız. Sanat tam da ruhu yıkamak, arındırmak ve güzel olanla buluşturmak için bize lazım olan şey.” dedi.

    Evgeni Tcherkasski/Almanya

Yunus Emre Enstitüsü (YEE) "Yeniden Düşünmek Yeniden Yorumlamak" programında, "Pandemi Döneminde Sanat ve Covidoscope Projesi" konulu söyleşi düzenledi. 11 Haziran Perşembe günü gerçekleşen söyleşide yeni koronavirüs pandemisi dönemindeki zorlukları hep beraber atlatmak için gereken birliktelik ve dayanışma ruhunu sanat ile güçlendirmek amacıyla Enstitünün başlattığı “Covidoscope” isimli proje hakkında konuşuldu.  

       

Enstitünün Instagram, Facebook ve Twitter      kanallarından eş zamanlı olarak canlı yayınlanan etkinlikte, sanatın dünyayı ve insanı dönüştürücü etkisi ile pandemi döneminde kültür ve sanatın nasıl etkilendiği konusu da masaya yatırıldı. 

Yunus Emre Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Şeref Ateş'in moderatörlüğünü üstlendiği söyleşiye İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) Müdürü Görgün Taner, Psikiyatrist-Yazar Prof. Dr. Kemal Sayar, Arkeolog-Tarihçi-Yazar Saadet Özen ve Müzisyen Derya Türkan konuk oldu.

İKSV Müdürü Görgün Taner, pandemiden en erken etkilenen ve normale en son geri dönecek alanın kültür sektörü olduğunu ifade etti.

"ARTIK ÇOK DAHA BÜYÜK BİR ÇERÇEVEDE DÜŞÜNMEYE BAŞLADIK"

Pandemi sürecinin başında herkesin online işlerin büyüsüne kapıldığını belirten Taner, "Müzeler açıldı, çizgi filmler, kitaplar... Yepyeni buluşlar da oldu benim de katıldığım. Mesela YouTube'dan sahaflar mezat yapmaya başladılar. Her hafta mezat yaptıkları yere 25-30 kişi gelirken YouTube'dan 300-500 kişiye kitap satmaya başladılar. Bu dönemden sahaflar işlerini yüzde 30-40 artırarak çıktılar." dedi.

Taner, birdenbire ortaya çıkan online içeriklerle herkesin hemhal olduğunu söyleyerek, şunları kaydetti:

Taner: Artık ne tamamen eskiye dönülecek ne de yepyeni bir dünya var. Önemli bir ölçüde bu hibrit dediğimiz hem online hem de fiziki yan yana gidecek. İkisi birbirinden etkilenecek.

"Sonra görüldü ki kültür ve sanat denilince aslında duygu, fiziksel temas, bir arada olma, kendini böyle ifade etme, eğer tiyatrocuysan sahneye çıktığın zaman oradaki alkışı duymak, müzisyensen güzel bir solo yaptığın zaman yine beraber çaldığın arkadaşının o güzel ifadesini hissetme gibi şeyler çok önemli. Her ne kadar eski kuşak olsam da şunu görüyorum önümüzdeki dönem için: Artık ne tamamen eskiye dönülecek ne de yepyeni bir dünya var. Önemli bir ölçüde bu hibrit dediğimiz hem online hem de fiziki - tabii ne zaman fiziki şeye dönülecek bir muamma ama- artık yan yana gidecek. İkisi birbirinden etkilenecek."

Bu süreçten sonra arşivlemenin de önem kazandığının altını çizen Taner, "Eskiden çok düşünmeye alışık olmadığımız sadece belirli bir çizgi üstünde düşündüğümüz 'nasıl bir kültür sanat faaliyetini hayata geçiririz?' sorusunu artık çok daha büyük bir çerçevede düşünmeye başladık. Artık şu gözümüzün önünde bizim: Burada bir şey oluyorsa bunu bütün dünyaya nasıl yayarız?" diye konuştu.

Prof. Dr. Şeref Ateş, sanatın öncelikle insanın zihninde bir şeyin tasarlanması olduğunu belirtti. Prof. Dr. Ateş’in sanatçıların bu şok döneminde yeni fikirlere ve çözümlere ulaşıp ulaşamayacağı ve sanatçının dijital üretime ve teknolojiye teslim olup olmayacağına dair sorusuna yönelik olarak Taner: “Ben dijitale teslim olunacağını çok düşünmüyorum. Ama o da olacak. Fiziki mekânda izleyiciyle beraber olma ve o tadı alma da olacak dedi. Şunu hiçbir zaman unutmayalım, 100 yıl önce neleri yaşadığımızı, tiyatronun ve sinemanın nasıl olduğunu düşündüğümüzde işte şu anda bir televizyonun ya da laptop’un karşısında film seyredeceğimizi çok da hayal edemezdik.” dedi.

"RUHLARIMIZI YIKAMAMIZ GEREKEN BİR DÖNEMDEYİZ"

Psikiyatrist Kemal Sayar ise pandemi döneminde insan psikolojisinin sanata nasıl yansıdığından bahsederek, "Şu anda ruhlarımızı yıkamamız gereken bir dönemdeyiz. Çünkü türlü vesveselerle, korku ve kaygılarla dolmuş durumdayız. Ruhu besleyecek etkinliklere her zamankinden çok ihtiyacımız var. Sürekli kulağımız kirişte kötü haberleri bekliyoruz. Sanat tam da ruhu yıkamak, arındırmak ve güzel olanla buluşturmak için bize lazım olan şey." dedi. 

Sayar: Sanat sayesinde daha önce göremediğimiz bazı şeyleri görmeye ve fark etmeye başlıyoruz.

"Sanatın insanlara tahammül pencereleri açtığını söyleyen Sayar, "Sanat sayesinde daha önce göremediğimiz bazı şeyleri görmeye ve fark etmeye başlıyoruz." ifadesini kullandı. 

Sayar, sanatın insanın içinde adlandıramadığı bazı duyguları isimlendirmesi için de bir vasıta sunduğunu dile getirdi.

"SANAT BİZE DUYGUDAŞLIĞI GÖSTERİYOR"

Pandemi gibi kriz dönemlerinde sanatın insanlar arasında konuşma fırsatı yarattığını belirten Sayar, sözlerini şöyle sürdürdü:

Sayar: Sanat aslında bize bu duygudaşlığın nasıl olabileceğini, birbirimizi nasıl anlayabileceğimizi, nerelerde daha iyi anlayabileceğimizi, ortak duygularımızın neler olabileceğini, nasıl bu krize karşı direnebileceğimizi çok güzel gösteriyor.

"Başka kültürlerin birbirini anlamasını, aradaki duvarların geçirgenleşmesini sağlıyor sanat. Bu pandemi, bana göre bir hususiyetiyle çok önemli. İnsanlık yüz yıldan sonra, bir evvelki pandemiden sonra ilk defa ortak bir kader duygusu etrafında kenetleniyor. Brezilya'daki Amazon Ormanları'ndan Hindistan'ın gettolarındaki insana kadar herkes ortak bir tehlikeye karşı bir duygudaşlık gösteriyor. Sanat aslında bize bu duygudaşlığın nasıl olabileceğini, birbirimizi nasıl anlayabileceğimizi, nerelerde daha iyi anlayabileceğimizi, ortak duygularımızın neler olabileceğini, nasıl bu krize karşı direnebileceğimizi çok güzel gösteriyor."

Prof. Dr. Ateş: Bu dönemde bir anlamda duygular yeniden itiraf ediliyor. Dolaysıyla (bu dönem) yeniden duyguya dönüş olarak da tanımlanabilir. Covidoscope’un da bu anlamda katkı vereceğini ümit ediyorum.

 

Prof. Dr. Şeref Ateş ise pandemi döneminde duyguların ön plana çıktığını şöyle anlattı: “Düşünce bir eyleme dönüştükten sonra bir duygu oluşuyor. Cesaret edemediğiniz bir şeyi itiraf ediyorsunuz. İtirafınızdan sonra da pişman oluyorsunuz ya da utanıyorsunuz. O utanma duygusu sizin bilinç altınıza kaydoluyor. Bir sonraki eyleminizde de o utanma duygusu belirleyici oluyor. Rasyonel akıl desek de duyguya göre hareket ediyor, Batılı da Doğulu da. O nedenle bu dönemde bir anlamda duygular yeniden itiraf ediliyor. Duygularımızla hareket ettiğimiz kalp dediğimiz şey tanımlanamıyor. Dolaysıyla sadece rasyonel akıl ona gerekçe buluyor. Ses tonumuzun düşmesi, heyecanlanmamız ya da bir işi önceleyip öncelememiz hep duygularımızla alakalı. Ama aklımız buna gerekçe buluyor… Dolaysıyla (bu dönem) yeniden duyguya dönüş olarak da tanımlanabilir. O açıdan ben şahsen çok mutluyum bütün insanlığın maskesini çıkararak duygularını itiraf etmesinden, kendisini insan olarak, can olarak tanımlamasından ve bu birlikteliği ifade etmesinden. Covidoscope’un da bu anlamda katkı vereceğini ümit ediyorum.”

Özen: Normal şartlarda belki kendileri bile bu eserlerin sanat eseri olarak anılıp anılmayacağını düşünmeden ürettiler. Fakat artık sanat tanımı eskisi gibi, otoritelerin sarsıldığı dönemde, sadece seyirciye değil üretene de bu konuda tekrar düşünme şansı veriyor.

Arkeolog-Tarihçi-Yazar Saadet Özen, Enstitünün sanatı kullanarak küresel bir salgın hafızası inşa eden Covidoscope Projesi hakkında bilgilendirmelerde bulundu. “Normal şartlarda belki kendileri bile bu eserlerin sanat eseri olarak anılıp anılmayacağını düşünmeden ürettiler. Fakat artık sanat tanımı eskisi gibi, otoritelerin sarsıldığı dönemde, sadece seyirciye değil üretene de bu konuda tekrar düşünme şansı veriyor.” diyen Özen, pandemi döneminin sanat eserinin niteliğini sorgulama noktasında bir fırsat olduğunu dile getirdi. Dünyanın farklı yerlerindeki sanatçıların eserlerinin sanat otoritelerinin süzgecinden geçmeksizin Covidoscope projesinde yer alabildiğini söyleyen Prof. Dr. Ateş ise şöyle konuştu: “Ben de katılıyorum, en azından bizim açımızdan. Çünkü Yunus Emre Enstitüsü dünyayla insani bağlar kuran bir enstitü. O açıdan bakıldığında işte Brezilya’dan, Amerika’dan ya da Afrika’dan herhangi bir sanatçıya ulaşmak ve o sanatçının bizim platformumuzda yer almasını sağlamak; bir yandan farklı bir evrensellik, diğer yandan farklı bir demokrasi. Çünkü bahsettiğiniz o sanat otoritelerinin süzgecinden geçtikten sonra bir yere gelmek oldukça zor. Ne yazık ki orada da bir hiyerarşi var. Bu açıdan da oldukça yeni bir yaklaşım olarak değerlendiriyorum ve ben de destekliyorum arkadaşların bu girişimini.”

Derya Türkan ise pandemi sürecine sanatçı bakış açısıyla yorumda bulunarak kendisinin bu dönemde neler yaptığını anlattı. Derya Türkan pandemi dönemi için eşi Dilek Türkan ile birlikte yabancı sanatçıların katılımıyla dijital ortamda tasarladıkları video klibinden şöyle bahsetti: “Bizim hayatımız devamlı seyahatlerle konserlerle geçiyor. Aslında (pandemi dönemi) ötelediğimiz… şeyleri önümüze getirdi. Biz bu sıkıntıyı avantaja çevirelim, bir şeyleri daha fazla öğrenelim, çalışalım bunları üzerinde dedik. Bu birinci dönemdi. İkinci dönemde, bunları nasıl ürüne dönüştürebiliriz, nasıl sanat hadisesi haline getirebiliriz sorusu doğdu. Tabi ki imkânlar çerçevesinde. Bu çalışmalarımızla heyecanımızı artırarak bir takım küçük videolar yapmaya çalıştık. Bazen düşündüm ki bu süreç içerisinde, bu sıkıntı sadece bu ülkenin değil. Bütün dünyanın. Benim Fransa’daki, İspanya’daki, Amerika’daki arkadaşım da aynı sıkıntı içerisinde. Çünkü o da konser yaparak o da yeni bir sanat hadisesi üreterek hayatını sürdürüyor. Hem psikolojisini hem ekonomisini devam ettiriyor. Dolayısıyla konserden konsere görüştüğümüz insanlarla neredeyse her gün görüntülü görüşme fırsatı oldu… Her gün görüntülü bir toplantı demek, o insanların da buna ihtiyacı olduğunu gösterir. Yani herkes aynı sıkıntı, aynı düşünce dünyası içinde… O projenin gerçekleşmesi onları inanılmaz mutlu etti.” 

COVIDOSCOPE, PANDEMİ SÜRECİNDE SANATI İNSANLA BULUŞTURUYOR

Covidoscope projesindeki sanat ürünleri, belirleyici ve anlamlı bir zamanda, eşzamanlı olarak üretiliyor ve salgın günlerinin duygusal bir günlüğünü oluşturuyor.

 

Birey ve toplum sağlığına karşı bir tehdit olan yeni koronavirüs salgını, hem özel alanda hem kamusal alanın işleyişinde bazı önemli dönüşümleri de tetikledi. Bu belirsizlik ortamında, insanlar evlerine ve iç dünyalarına dönerken duyguların estetik dışavurumu da hızlandı. Gerek küresel bir deneyimden doğan ortak duygular gerekse özgün çerçevelerde şekillenen bireysel tepkiler, farklı arayış, söylem ve yöntemlerle çok çeşitli ürünlere dönüştü. Yunus Emre Enstitüsünün başlattığı “Covidoscope” projesi de tüm dünyada, salgın döneminde üretilmiş farklı alanlardan ilgi çekici sanatsal ürünlerin özel bir seçkisini oluşturuyor. 

Jaques Vallotton (Valott) / İsviçre      

Enstitünün Covidoscope projesinde bir araya gelen bu ürünler, belirleyici ve anlamlı bir zamanda, eşzamanlı olarak üretiliyor ve bir bütün olarak bakıldığında salgın günlerinin duygusal bir günlüğünü oluşturuyor. İsmi kaleidoskoptan (çiçek dürbünü) ilhamla Covidoscope olarak belirlenen proje, ortak duygulara vurgu yapan özel bir kurguyla bir araya getirilen dijital bir koleksiyon sunuyor.  

 Resul Ertaş / Türkiye

Yurt içinden ve yurt dışından danışmanların katkı sağladığı projeye “İnsan Duyguları” (The Book of Human Emotions) kitabının yazarı Tiffany Watt Smith, tarihçi Saadet Özen ve Prof. Dr. Kemal Sayar da danışmanlık yapıyor.Bir çiçek dürbünündeki yansımaların çeşitli, renkli, değişken ve ahenkli görünümünden ilham alan bu projeyle, ortaklıkları ve öznellikleri içeren, küresel bir salgın hafızası inşa ediliyor. 

Covidoscope projesinde karikatürler, animasyonlar, çevrimiçi konserler, besteler, edebî ifade ve yorumlar ile dayanışma hareketlerinden oluşan ve kolektif hafızaya dahil olacak çok özel bir koleksiyona yer verilecek.

Projede, pandemi dönemini yansıtan ve en çok beğenilen estetik ürünleri kayıt altına alınıyor. Dünyanın dört bir yanından seçilmiş karikatürler, animasyonlar, çevrimiçi konserler, besteler, dayanışma hareketleri, edebi ifade ve yorumlar Covidoscope koleksiyonunda yer alacak.  “Covidoscope” koleksiyonunun bir bölümünde, dünyanın farklı yerlerinden sanatsal çalışmaların, estetik anlatıların etkileyici örneklerine yer verilecek. Diğer bölümlerde ise duygularla ve temalarla çizilmiş eserler yer alacak. Projedeki küresel arşivle birlikte insanların birbirine benzeyen duygusal yolculuklarına ayna tutulması sağlanacak.

Aynı beklenmedik ve zorlu süreçten geçen insanların dayanışmasına, duygusal deneyimlerin birleştiriciliğine vurgu yapan proje kapsamında derlenecek olan arşiv, haziran ayının sonunda yayınlanacak olan http://www.covidoscope.org adresli web sitede farklı dillerde paylaşılacak.